Aydınlanmak için konuşmak: Vegan - Omnivor diyalogları üzerine





Kendinize güzel bir bonfile veya tavuk şiş ya da portakallı ördek hazırlayacaksanız muhtemelen şu aletlere ihtiyacınız olacak: 


şok tabancası 
demirden askı
deri yüzme bıçakları
kemik kesme bıçakları
et testeresi
satır

Yani yemeyi tercih ettiğiniz hayvanı sizin öldürmeniz gerekseydi bunlara ihtiyaç duyacaktınız. Fakat şimdi bunları sadece sizden bir önceki aşamadaki insanlar yani sizin seçiminiz için bu işi para karşılığında yapmak zorunda olan insanlar kullanacak. 

Evet, hızlı ve sert bir giriş oldu. Kabul ediyorum. Genelde böyle girişler yapmam, çok daha naif, karşı tarafı korkutmayan ve ürkütmeyen ve üzmeyen ve vicdanını sorgulatmayan girişler yaparım ya da yapmam gerekir. Çünkü karşı taraf dediğim grup toplumun baskın grubudur. Çekinik grup veganlardır. 

Az önce 'yemeyi tercih ettiğiniz' ibaresini kullanırken şunu düşündüm. Bu bir tercih mi? Yani size seçenek sunan oldu mu? Yoksa bu sistemin içine mi doğdunuz aynı benim gibi? Anneniz size 'canım yavrum bitki mi yemek istersin hayvan mı ?' diye sordu mu? Ya da annenize bunu soran oldu mu? Sanırım tüm bu soruların cevabı kocaman bir hayır. Önce bunun bir farkına varalım istedim. Bazen sırf tadına alıştığınız için savunmak durumunda kaldığınız şeyi aslında hür iradenizle seçmediniz büyük ihtimalle.

Bunca laftan sonra biraz geç kalmış olsam da öncelikle yazımın içeriğinden ve esin noktasından bahsetmek istiyorum. Sevgili Özlem hocam, sağolsun, bana bir makale gönderdi. Konusu; veganların omnivorlarla yaşadığı problemli diyaloglar üzerineydi. Bir oturuşta bitirdim. Çünkü bilirsiniz, kendinizden bir şeyler bulduğunuz yazılar daha akıcı okunur. Makale Amerika'dan. Ve görünen o ki bunca kültür farklılığımıza rağmen, veganlar ve omnivorlar arasında yaşanan diyaloglar ve problemli anlar dünyanın diğer yerlerinde de aynı buradaki gibi ceryan ediyor. İşte tam da bu konu üzerine, yani 5 yıldan fazladır vegan olarak yaşayan bir insanın gözlemi üzerinden omnivorlarla - hem etçil hem otçul beslenen insanlarla - yaşanan diyaloglardaki sorunlar, yüzleşmeler, anlaşmazlıklar ve hatta bunların temeli üzerine bir yazı. Bir de tüm bu yaşananlarda medyanın büyük ama düşündüğümüzden de büyük rolü üzerine. 


Muhtemelen veganlığı ana akım medyada en çok şöyle duydunuz: "bebeklerini vegan yetiştiren ebeveynler hakkında soruşturma açıldı" "çocuklarını vegan yetiştiren ve yetersiz beslenme yaşayan çocuğa bakamayan vegan aile hapse atıldı". Ki bunlar da dış kaynaklı haber olurlar. Dış kaynaklı haberlerin de genelde 'kaynağı' olmaz bizim ana akım medyada. Sonuçta yalandan kim ölmüş. 

Ana akım medya şunu yapar: Veganlığı sağlıksızmış gibi gösterir. Veganları fanatik, takıntılı ve garip kişilikler olarak sunar. Hayvan etiği, hayvan hakları, hayvan refahı ile veganizmi birbirinden ayırır, alakasız konularmış gibi gösterir. Ya da farklı bir taktik olarak "veganlık bir trenddir, gelip geçici bir modadır" izlenimi verir. Bayılarak izlediğimiz 'How i met your mother' dizisinde bile veganlık garipsenecek bir durumdur. Hatta belli başlı İngiltere gazetelerinde 'Vegafobi' ye dahi atıf yapılmıştır. Fakat tüm bunların tersine meydada 'et yemek' normalleştirilir. Omnivorların veganlara takıntılı insanlarmış gibi bakmasına sebep olduğu gibi, et tüketimlerini sorgulamayacakları ve sorgulatmayacakları bir ortam oluşmasını sağlar.

Omnivorların 'et yeme' davranışlarını sorgulamamalarının en büyük sebebi de bu davranışın, bu beslenme türünün literatürde bir yeri olmamasıdır. Örneğin hayvansal ürün tüketmemenin bir adı hatta birden çok adı vardır: vejetaryen, vegan, lakto-vejetaryen gibi çok detaylı düşünülmüş çeşit çeşit terimler bulunmuştur. Fakat yazının içinde de kullandığım, bilim dünyasında da bu şekilde bahsedilen 'omnivor beslenme' insanın beslenmesinin tam karşılığı değildir. Etçil beslenen hayvanlar etsiz yaşamlarını idame ettiremezler. Fakat insan öyle değildir. Et yemezse yaşamını idame ettirebildiği gibi artık bir çok makalenin, araştırmanın, belgeselin ve kitabın ortaya koyduğu gibi hayvansal ürün tüketmeyen insanlar daha sağlıklı bir yaşam sürdürmektedirler. Dolayısıyla aslında insan et yemeyi keyfi olarak seçiyor ve devam ettiriyor. Bu davranışın da sıradışı ve her ortamda açıklanması gereken bir kendine özel terimi yok. Desem de Amerikalı yazar Melanie Joy bu beslenme davranışı için bir isim bulmuştur: Karnizm

Peki neden iki ayrı yolda ilerleyen - veganizm ile karnizm - insanların hayvanlar üzerine sağlıklı bir diyalog kurmaları gerekir?

Çevresel perspektiften bakarsak, et ve süt üretimi çevreyi çok yüksek derecede olumsuz etkiliyor. Burada konu ile alakalı bir çok istatistik paylaşabilirim elbette fakat sadece iki sayısal değer vereceğim. Onlar da konunun ciddiyetini gösterecek: Yeryüzündeki ekilebilir arazilerin %83 'ü hayvansal ürün için kullanılıyor. Ayrıca tarım, ziraat ve çiftçilik yoluyla oluşan sera gazı emisyonunun %60'ı yine sınai çiftliklerden yani hayvan çiftliklerinden kaynaklanıyor. (Yazının amacı sebebiyle hayvan zulmü, hayvanların çektiği acılardan bu aşamada bahsetmiyorum.)


Dolayısıyla veganların tüm alışkanlıklarını değiştirmelerinin sebebi bu sayılara küçük de olsa anlamlı bir şekilde etki edebilmek, talebi azaltabilmek, talebi hayvansal gıdadan bitkisel gıdaya çevirebilmektir. Bu anlayışı benimsemiş kişiler, kişisel ve kolektif olarak hayvan refahı konusuna değer verip bazen pasif olarak bazen aktif olarak katılım sağlamak isterler. Temeldeki amaç, dediğim gibi hayvan sömürüsünü azaltmaktır, çok değerlidir. Ve veganlar aslında sizlerle tamamen bunu konuşmak isterler. 


Farkında olmadan karnik bir şekilde yani eti keyfi bir şekilde tercih eden insanlar veganları tehdit olarak algılıyorlar. Okuduğum makalede yazan da bu şekilde, benim deneyimlerim de aynı şekilde. Veganların kendilerini küçük gördüğünü düşünenler de var. Bu nedenle sıkça restleşme yaşamak ta mümkün. Sıradan beslenen bir kişinin, bir vegana denk gelip diyaloğa girmesi yanında bir veganın her daim konuyu açıklamak durumunda kalması çok daha sık yaşanır. Bu nedenle, veganlar, yani biz -yani ben- bazı argümanlar geliştiririz. Gardımızı ne zamana kadar indirmeyeceğimiz, kime indirip kime indirmeyeceğimiz de önemlidir. "Veganım" mı desem, "bitkisel besleniyorum" mu desem? Hiç bir şey demesem mi?




Diyaloglar, diyaloglarımız

Vegan olduğumu söylediğimde aldığım tepkilerden seçmece yapacak olursam eğer; 
"Ama ben eti bırakamam" - bırak dememişimdir. 
"Ben yemesem de eşim kesin ister evde et yemeği." - mutfağın yöneticisi kadının kurduğu sofranın hesabını vermek zorunda kalması
"Şimdi şöyle bir iskenderin üstüne tereyağ dökseler, uff, mis, yemez misin?" - 
"Tamam ama süt ne alaka, sütü sağmazsan zaten hayvan acı çeker." -
"Çiftlikteki gezen tavuğun yumurtası da mı olmuyor?"
"Balıkta mı yemiyorsun?"
"Etsiz yaşanır mı?"
"Peki çocuğunu da böyle mi besleyeceksin?"
"Ya eşin napıyor vah vah?"

Örnekler çok, her insanın yaratıcılığına bağlı olarak değiştiği gibi çok fazla takdir edenle de karşılaşıyorum. "Takdir ediyorum seni, gerçekten, ama ben yapamam." Hatta tam olarak bin kere duyduğum bu cümle okuduğum makalede de geçiyor. Fakat farkettiyseniz hayvan refahına dair bir soru yok içlerinde. 

En iyisi tozla gaz bulutundan başlayalım işin can alıcı noktasını konuşmaya. Veganlık demek, hayvan refahı demektir, hayvanların yaşam hakkı demektir. "Senin yemek seçimini değiştirmeye geldim" demek değildir. Evet, bu bir sonuç olabilir. Ki o sonucun önce sana, sonra hayvan ve bir de gezegene çok büyük katkısı var. Ama normal beslenmeye devam eden bir kişi olarak senden istediğimiz beslenmeni değiştirmen değil, bu konu üzerine düşünmen. Konuşman. Sorgulaman. 

"Veganizm" demek yerine bitkisel beslenme demek, kendisine soru sorulana kadar konuyu hiç açmamak, hayvan sömrüsünü konuşmak yerine insan sağlığına etkilerini konuşmak; bunların hepsi vegan taktiğidir. 
Veganlar bu taktiklere karşısındaki kişiden ters bir reaksiyon almamak için başvurur. Çünkü B12 yi konuşmak mezbahaları konuşmaktan daha kolaydır, kolesterolü sorgulamak kurban bayramını sorgulamaktan çok çok daha kolaydır. 

İnsanın kendine doğru soruları sorması, yıllardır yaptığının yanlış olduğunu farketmesi ve alışkanlıklarını değiştirmesi .. her aşaması sancılı olan bir süreçtir. Ve fakat bu sürecin sonunda yaşam vardır, nefes almak vardır, nefes almalarına izin vermek vardır - biz kim oluyorsak- , yaşam haklarına destek olmak vardır. 

Homosantrizm, insanı evrenin merkezine koyan bir algı biçimidir ve bu algıyla yaşadığımız sürece dünya bugünkü gibi yoksulluk, açlık, obezite, çığ gibi büyüyen tip 2 diyabet, türü tükenen hayvanlar, hayvanlardan bulaşan ve tüm dünyayı değiştiren virüsler vb. sorunlarla boğuşmaya devam edecektir. 

Evrenin merkezi olmadığımızı kabul ederek yola çıkabiliriz. Kendimizi farklı sorulara, zor sorulara açabiliriz. Cevapları bulmak için bazı diyaloglara bilerek ve isteyerek hatta can atarak girebiliriz. Veganların yaşamış olduğu 'epiphany experience' den yani kısacası anlık aydınlanmayla yaşadıkları deneyimden yararlanıp kendi taşlarımızı döşemeye başlayabiliriz. 

O taşları kullanarak geçtiğiniz karşı tarafta tüm hayvanlar sevgiyle sizi bekliyor olacak. 
Henüz yaşamını kaybetmemiş olanlar ... 
Siz de onlara zulüm ve sömürü değil, sevgiyle karşılık vermiş olacaksınız. 

**

Hayvan sömürüsü köle ticareti ve Yahudi soykırımıyla çok fazla benzetilir. Soykırımdan kurtulan Elie Vesiel şöyle demiştir: 

"Tepkisizlik zalimi korur, mağduru değil. Sessizlik işkenceciyi güçlendirir, işkence göreni değil." 

Ve mağdurun yanında dimdik duran bizler için Herman şöyle der; 

"...daha büyük bir onur, yoktur."









Kaynak: Vegans' problem stories: Negotiating vegan identity in dealing with omnivores, R. Buttny, Syracuse University, USA, E. Kinefuchi, University of North Carolina, USA

Why we love dogs, eat pigs, wear cows? Melanie Joy








































































Yorumlar

Popüler Yayınlar