Peki kahvaltıda ne yiyorsun?
Evet, başlıktaki soru vegan olduğumu duyanların, bunun karşılığında bana sordukları sorular arasında top 5 tedir desem yalan olmaz. Genellikle de anlamak isteyen insan sorusudur bu. Aklına yatıyordur et yememek ama bunca alışkanlık nasıl bırakılır kısmı için biraz iteklemeye ihtiyacı vardır.
Bir de kültür meselesi var işin içinde. Alman değiliz ki kuruvasan kahve ile geçiştirelim. Türk kahvaltısının ünü var bir kere. Serpeceksin onu sofraya. İlla bağ bahçede olmana gerek yok, evde bile olsan serpeceksin. Sucuk salam, en az üç çeşit peynir, yumurta , domates, zeytin, bal .. ve bunlar içimize işlemiş alışkanlıklar aslında. Değiştirmemiz için çok güçlü şeyler olması gerekiyor veya karakterimizin doğru gördüğümüz şeyi hemen hayatımıza sokan tarzda bir karakter olması gerekiyor.
Gereklilikleri geçip kahvaltıda ne yediğime gelirsem eğer; önce en genel cümle ile vegan olduğum için hayvan ve hayvansal ürün yemiyorum. Bal da buna dahil. Peki ne yiyorum?
Bir veganın kahvaltısı
Önce başrollerden başlayalım, alkışlarla geliyor ... Yulaf . Ve fakat dolu dolu bir yulaf, bitkisel herhangi bir sütle ıslattığım veya suyla 3 dakikada pişirdiğim, içine çiğ olanlardan ceviz, badem, kaju, fındık ne bulursam koyduğum, keten tohumu, kenevir tohumu serpiştirdiğim, iki çeşit te meyve doğradığım besin değeri tavan bir yulaf kasesi elbette başrolü hak ediyor. Burada yan roldeki bitkisel sütü de es geçmeyelim.
İstatistiklere bakıldığında hayvan sütü düşüşteyken, bitkisel süt artış gösteriyor. Sadece Türkiye'de değil, dünya genelde de böyle. İlk bakışta fiyat elbette hayvansala göre daha pahalı - çünkü sistem sizin inek sütü içmenizi istiyor, yoksa soya sütü inek sütünden neden daha pahalı olsun? Bunun olması için soyanın inekten daha pahalı olması gerekmez mi?- Fakat bitkisel sütü normal süt gibi tüketmiyorum, bardak bardak içmiyorum sadece yulaf ıslatıyorum. Evde kendiniz de yapabileceğiniz gibi marketten de alırsanız büyük ihtimal içeriğinde ekstradan B12 katılmış olduğunu görürsünüz ki supplementinizi de almış oluyorsunuz sütü tüketirken.
Benim kahvaltı sofram için ikinci başrol, şu günlerde mevsimi olmayan, eylülü dört gözle beklediğim avokado elbette. Dilimleyip zeytinyağı ve pul biberle yemeyi veya ezip guacamole sosu tadında limonla ve ekstradan cevizle yemeyi de seviyorum. Uzun bir süre marketten birer ikişer avokado alıp olgunlaşmasını bekliyordum fakat artık Ezgi Hanım'ın instagramdaki Antalya'dan İste hesabından 2 haftada bir en az 10 tane istiyorum. Hiç kararmadan olgunlaşıyorlar ve çok leziz oluyorlar. Ben de yerel üreticiyi desteklemiş olmamın verdiği hazzı yaşıyorum :)
Sırada kaju peyniri var. Evet, kendim yapıyorum. Tercihen. Dışardan da aldığım oldu. Fakat kaju hep pahalı bir şey olduğundan sonuçta çok küçük bir kavanoza anlamsız bir fiyat ödemeniz gerekiyor bu nedenle ben kolları sıvayıp haftada bir küçük bir kavanoz kaju peyniri yapıyorum. Tarifte çok detaya girmeden leziz bir tada ulaşmak mümkün. İçine probiyotik ve besin mayası katılan tarifler de var fakat ben sadece bir paket kaju, limon suyu, elma sirkesi, sarımsak ve tuz ile yapıyorum ve gayet leziz oluyor. Kahvaltıda rengi beyaz ve sürmelik bir gıda olmuş oluyor, peynir eksikliğini yaşayanlar için özellikle tavsiye ediyorum.
Zeytinin değeri hiç bir sofrada düşmediği gibi benim vegan soframda da üzerinde küçük bir limon dilimi ve baharatı ile yerini alıyor.
Domates ise allahın emri.
Bol yeşillikli salatayı her kahvaltıda hazırlamasam da sık sık hazırlayıp sofraya koyuyorum. Bol lif az yememi de sağlıyor. Bir gün önce normalden fazla yediysem veya midem rahat değilse yeşilin her tonundan otun olaya dahil olduğu büyük kase bir salata hazırlıyorum; marul, tere, kuzu kulağı, nane, fesleğen, semiz otu .. kısaca yeşil ne bulursam.
Çiğ olarak büyük dilimlerle yediğim yeşil biber, kırmızı biber, sarı biber ve salatalığı da unutmayalım ki büyük dilimlerle olması önemli. Sebzenin içindeki lifler elimizdeki bıçak yerine midemizde çözünmeli. Sahip olduğu besin değerine maksimum oranda bu şekilde ulaşabiliriz.
Mantar ve soğanı tavada döndürüp, sıcak bir yiyecek olarak kahvaltıya dahil etmeyi de seviyorum. Gayet leziz oluyor. Sıcaklardan gidecek olursak tofu ile menemen, nohut unu ile omlet yapabiliyorum.
Vegan olduğumdan beri baharatların hayatımdaki önemi ve yeri değişti. Artık çok daha fazla ve keyifle tüketiyorum. Neyse ki ülkemizde çok çeşitli baharatlar var, ulaşabiliyoruz, tüketebiliyoruz. Fotoğrafta mantarın üzerinde sprulina var. Besin değeri çok yüksek bir baharat fakat hap olarak da mevcut. Tüketiminde aşırıya kaçmamak gerekiyor. Ayrıca rengi bi ton açık olan moringa bitkisinin baharatından daha çok keyif aldığımı söylemeliyim ki onu da Google'da aratırsanız, 'mucizevi bitki' olarak ün saldığını görürsünüz. Bu baharatları bazen sırf yemiş olmak için yiyorum, sadece o besin değerini gıdama ekleyip içeriği zenginleştirmek için kullanıyorum. Moringayı çok aradım zamanında ve nasıl olduysa ana vatanında - Burkina Faso - denk geldim ve çok ucuz bir rakama bir kaç paket aldım.
Tatlı bir şeyler istiyorsam ev yapımı reçel favorim. Fakat spor yapacaksam ya da yapmışsam şeker katılmamış fıstık ezmesini tercih ediyorum. Bazen ekmeğin üstüne bazen muzun üstüne sürerek tüketiyorum.
Bazı sabahlarda canım sadece kahvenin yanına tatlı ama sağlıklı bir şeyler çekiyor. Ki bunun için çok güzel bir tarif öğrendim arkadaşım Arzu'nun kafesinden; Banana Bread . Orijinal tarif te aslında vegan. Yumurtaya süte ihtiyaç duymadığınız bir muzlu kek aslında. İçinde şeker de yok. Şeker yerine muz ve dut kurusu var. Bol yulaf var. Bu nedenle iç rahatlığıyla tüketiyorum. Evde mutlaka bir dilim banana bread hazırda duruyor çünkü tatlı bir şeyleri vegan olarak bulmak gerekçekten zor. Giderek kolaylaşsa da hala bir çok pastane ya da cafe vegan tatlı seçeneği sunmuyor. Ben de çözümü böyle yapmak ta buldum. Ama zaten Arzu'nun kafesi Cafe Desiree harika vegan tariflerle dolu. Hatta en son haşhaşlı limonlu kekini de denedim. Tam misafir keki oldu yani bir gösterişi ve havası var. Göz boyamalık ama lezzetli de. "Bunu sen mi yaptın?" diye soracaklar size, siz de "evet, elbette. Hem de içinde hiç şeker yok, hayvansal gıda da yok" diyerek puanları toplayacaksınız.
Prensip olarak ülkemizde yetişmeyen bir şeyi almamaya çalışıyorum. Örneğin mango almam. Afrika'da olmadığım takdirde. Gıdaların bu şekilde uzun yollara çıkmasını doğru bulmuyorum ki besin değerleri de düşüyor, ayrıca topraklarımız çok verimli topraklar yeter ki üretilebilsin. İthal gıdalarla ilgili olarak talebi arttırmamak adına dediğim gibi tercih etmiyorum.
Fakat yurt dışında gezerken de o yöreye özgü neler var diye bakmadan da geçmiyorum. Lokal üretim etiketli gıdalara özellikle yöneldiğim doğrudur. fotoğrafta da Sri Lanka'da Ceylon çayı çeşitlerinden seçiyorum. Ah Sri Lanka .. özledim seni..
Çay kahve konusunda da şunu eklemek isterim. Elbette bunlar vegan içecekler. Fakat vegan olmadan önce yani bundan 5 yıl öncesinde Endonzeya'dan Cape Luwak almışlığım ve tüketmişliğim var. Bu kahve kemirgen bir hayvanın dışkısından elde ediliyor. Bali'ye gittiğimde, kahve bahçelerini gezdim ve orada bu hayvanların gün içinde hava çok sıcakken küçük kafeslerde tutulduğunu gördüm. Bütün gün uyuyorlar çünkü nokturnal hayvanlar yani geceleri aktifler. Gece kafesleri açıyorlar ve ağ ile kapatılmış kahve ağaçları ile dolu bahçede karınlarını doyuruyorlar. Tüm hayatları insana hizmet ile geçiyor ne yazık ki.. Sonuçta hayvan etiği ve refahı ile ilgili bir durumdan bahsediyorsak Cape luwak kahvesiyle de yollarımızı ayırmamız gerekiyor.
Son bir ekleme olarak; paketli gıdalara çok yönelmesem de vegan badem peyniri ve vegan sucuk da favorim oldu. Arada bir alıp kahvaltıya ekliyorum.
Bir Türk kültürü olarak da simit - çay ikilisi gayet vegan bir menüdür, peyniri eklemediğiniz takdirde.
Sonuçta bitki dünyası çeşitliliğine kendinizi bırakırsanız eğer kahvaltı sofranızı da donatmak hiç zor değil. Peki kahvaltıda ne yiyorsun? sorusuna uzun bir cevap verdiğime göre ben de merak ettiğim bir şeyi sormak istiyorum. Sofrayı kuran bizler olarak diğer aile bireylerine neden devamlı hesap veriyoruz veya ne pişirsek diye soruyoruz? Sıyrılmamız gereken bir davranış olarak görüyorum. Son tahlilde ataerkil sistemin üstümüze ittiği en büyük yüklerden biri de olsa mutfak bakanları biz kadınlarız. O zaman herkes bizim pişirdiğimizi yer. İstemeyen kendi pişirir görüşündeyim. O nedenle "ama eşim peynir ister, et ister" söylemlerini de bu şekilde egale ediyorum.
Sevdiklerinizle birlikte aynı sofrada güzel kahvaltılarınız olsun. Sofranızdan zulümü eksiltmeniz, hayatları bağışlamanız, tercihlerinizi bitkisele yönlendirmeniz hem sizin, hem hayvanların hem de gezegen için harika bir davranış olacaktır.
Afiyet olsun.














Yorumlar
Yorum Gönder